Archive for Mart 2010

Düşünce (Orhan Seyfi Orhon)


 

Orhan Seyfi Orhon

Düşünce

Yıllar var ben onu hiç unutmadım
O beni sorar mı, hatırlar mı ki?
Büsbütün silinip gitti mi adım?
Gönlünün vefası bu kadar mı ki?

Döktüğü yaşları kurutmuş mudur?
Kendini aldatıp avutmuş mudur?
Vaadini tutmuş mu, unutmuş mudur?
Şimdi başkasına meyli var mı ki?

Bilsem uzaklarda kimler ağlıyor,
Kimlerin kalbini aşkı dağlıyor?
Acep kederli mi, yas mı bağlıyor?
Yoksa eskisinden bahtiyar mı ki?

Reklamlar

Rubailer (Mevlana)


          
          -Ey can haberin varmı ki cananın kimdir? Ey gönül farkındamısın ki mihmanın kimdir?
Ey ten, türlü hile ile kaçmak yolunu arıyorsun; halbuki o seni çekiyor.
                                                                                      Dikkat et, seni arayan kimdir? 
          -İnsaf et ki aşk iyi bir iştir. Fakat fena tabiat onun saflığını bozar.
Sen şehvetin adını aşk koymuşsun; halbuki şehvetle aşk arasında ne uzun mesafe vardır…
 
          -Ben göklerin her birinde birtakım insanlar ve onların
üzerinde de melekler görüyorum.
          Ey şaşı, eğer sen biri iki görüyorsan, ben de senin aksine ikiyi bir görüyorum.
        
          –De ki: Gece olsa da bizim gündüzümüze gece yoktur.
Aşk mezhebinde aşka mezhep olmaz.
        Aşk öyle bir denizdir ki ne ucu bucağı, ne de sahili ve kenarı vardır.
Oraya düşüp boğulurlar; fakat ‘aman!’ diye bağırmak, ‘yarap!’ diye haykırmak yoktur.
 

Öpüşen Çiftleri Alkışlama Ekibi (Akgün Akova)


Akgün Akova
 
         Öpüşen Çiftleri Alkışlama Ekibi
ara sokaklarda aralıksız öpüşüyoruz
duvarların karnında “dudak grevi bitmiştir” yazıları
akrep yelkovana yeğeni yengeci tanıştırırken
yan piri yan piri de
yan piri yan piri
beyinleri vav lekeli adamlar
evlerin damlarına dayayıp falçataları hırtça
genişletip cadde yapma peşinde
hışırtılı ara sokakları
onlara ayaz
biz iki sersevi
ara sokaklarda aralıksız öpüşüyoruz
dillerimiz hoşhoş
keyfimiz gıcır porno
ve Lili Marlen’i vurduklarını haber alıyoruz Hong Kong’da
şarkılardan çıkıp niye oralara gitti Lili, bilmiyoruz
son sözlerini veriyorlar akşam haberlerinde

– Be..ni ö..pün.!

koşup Mezopotamya’yı geçiyoruz salt adını sevdiğimiz için
deniz kuvvetlerine katılan köpekbalıklarını
açlıktan kanını mafyaya satan adamları
çocukların ısınmak için yaktığı cadıları geçiyoruz
333 ordularına karşı
ara sokaklarda savaşıyor dudaklarımız
ve Hong Kong’da Lili’yi vurduklarını haber alıyoruz
koşup Attila İlhan’ı uyandırıyoruz
“nedir bu genç şairlerden çektiğim” diyor
sisli sisli giyiniyor
gözlüğünüzü de biz giydiriyoruz silisyum kumaşlarla
kemanının mı teli ve bir rapsodiyle
çıkmaz sokakta boğulan çingenenin haberinin ardından
şairin beresiyle yapılan bir söyleşiyi yayınlıyorlar TV’de
yani o anda Singapur açıklarında bir gemi
yani Jazabel’i de vurmasalar bari onlar yetişmeden
yani biz dudaklarımıza bakalım
ne diyorduk ne oldu
ama bu kentte
öpüşen çiftleri alkışlama ekipleri kurulmazsa çarçabuk
biz iki sersevi
bir daha öpüşmeyeceğiz sokaklarda

sonra söylemediler olmasın

Çekmece (Sunay Akın)


         Çekmece
 
Büyüklerle ben yapamıyorum
çocuklar da almıyor beni oyunlarına
devlet dairesinde
yangından kurtarılmayacak
sıkışmış bir çekmece gibiyim
açılamıyorum sana

Kardeşiyle sokaklarda hep
bir örnek giydirilen sen
nasıl sevmezsin eşitliği
yürürken düşen çoraplarını
aynı hizaya getirmek için
annen değil miydi önünde diz çöken

Öpüşme sahnesinin tam ortasında
içeri girdiğin yazlık sinemanın
yer göstericisiyim
yürüyorsun fenerimin ışığında
yer: Kız Kulesi
ve sonu ayrılıkla bitecek
hüzünlü bir aşk filmini oynuyor
beyaz duvarında

Bir kez olsun çıkmazken ağzından
seni sevdiğimi
her gün söylememi yadırgama
bil ki bu şehirde
iskelenin verilmesini
beklemeden atlarım vapurlara

Son karesi gibi Red Kit’in
batan güneşe doğru
sürerken atımı
gitme kal demeni bekliyorum
ama yalnızca
rüzgar çekiştiriyor atkımı

Jane Eyre ( Charlotte Bronte )


                         Kitaptan notlar:
-Sadece sizden yaşça yirmi yıl, tecrübe bakımından da yüz yıl büyük olduğum için kendimde bir üstünlük hakkı görüyorum.Bu da yanlış değildir.
Hep bir noktaya çakılı kalmaktan, çivi gibi paslanan, zehirlenen düşüncelerimi dağıtın biraz.
Özgür doğmuş hiç bir varlık bir maaş uğruna baş eğmez! 
Bütün aşklar gibi bende, alışılmış olan usullerle,kendimi mahvetmeye başladım.
Rezilliğe, sefilliğe giden yeni bir yol çizecek kadarda aklım yokmuş meğer.
Sersemce bir sadakatla herkesin geçtiği yoldan geçmişim, sayısız ayak izlerinin
aşındırdığı izden bir parmak bile ayrılmamışım. Sonunda bütün budala aşıkların
sonuna uğradım.Bunu hakettim   
Yer yüzünde Jane Eyre’dan daha büyük bir sersem yaşamamıştır.Onun kadar hayallere dalıp kevser şarabı içer gibi yalanlarla kendini zehirleyen bir  aptal daha görülmemiştirç
Güzellik bakanın gözündedir derler.

Özlem


         Özlem

O denli o denli çok beklettin
Alıştırdın bekletmeye kendini
Çok zamanlar geçti de geldin
Senden çok seviyorum senin özlemeni.
                                                                   AZİZ NESİN

Yalnızız…


Kitaptan notlar:

Zekamın istikametinden gururuma sapladığı bu bıçağın acısı beni unutmayacak.

-Senin için (c…)’nin tayyöründe belden kalçaya kadar inen zarif çizgi üstündedir, kumaşı aynı terziye verdiğim zaman, buna birde kupu yaratanın şöhret büyüsü katılıyor.İşte o kadar.

Aşktan başka hedef arayan bir aşkın kendi kendine ihanet ettiğini ona anlatamıyorum.

Vücudu benim görüş sahama dahil mekanın içinde bütünleşince hadisenin içindeki azametini ona sezdirip gururunu azdırmamak için, ruhumun kepenklerini indiririm.
Belki henüz kavrayamıyorsun “Yaşamalıyım ki anlayayım” diyeceksin…Bunu anlayacak kadar yaşadın. Geçmişi düşünmek kafi.

Aşka ait hermesele yalnız onunla, onun içinde hallolunur.Aşk kendisine dışarda ne hedef, nede vasıta arar.Dışarıdan himayeye de ihtiyacı yoktur.Bir sömürge değil, muazzam bir imparatorluktur o.

Hayvanın yavrusuna doğru kendi kendini aşan bu sevgi ve şefkat hamlesinde neslin idamesi arzusundan fazla birşey vardı.

Hürriyet ve menfaatlerimizi başka ruhlarda kaynaşmak içinde feda ederiz. Bunda nesli devam ettirmek gibi hayvanca bir gaye de yoktur.

Son vapur.Güvertenin ön tarafındayız.Yakınımızda kimseler yok.

Başlarımız bir birine dayalı.Rüzgar onun saçlarını benimkilerine,

taninin kokusunu denizinkine karıştırıyor.Gözlerim kapalı.İki elide

avuçlarımda.Sıkıyorum. Başını hafifçe çekiyor ve yan bakışlarıyle

gözlerimi arayarak gülümsüyor.Yüzünde; müşterek bir rüya anının

dalgınlık izleri yerine , ağır düşüncelerden gelen bir dehşet intibaı

var.Bir korku sarayının sim siyah koidorlarında dolaşan yalnız ve mahpus

bir kraliçe gibi gözleri karanlığı emiyor, büs bütün irileşiyor ve

güzelleşiyor.ben onun münzevi kalbine uzaklardan seslenmek için,

kulaklarının içine en güzel hislerimi fısıldıyorum.Sonra dudaklarımı

yanaklarının üstüne koyuyorum.Yüzü yanıyor, o kadar yanıyor ki, biraz

sonra kül olup dağılmasından korkuyorum.sonra ince bir ıslaklık.

Hafif bir titreme.Gözlerinin içine bakıyorum.

Karanlık; ve soruyrum:                                                               not:Buraya kadar okuya bildiysen artık kitabı alman gerek…

Biliyorum, paris bunların hepsidir.İçinde konservatuvar da vardır.Binbir renkli meçhul de. Zengin bir hayal içinde meçhul, daima malumun en korkunç rakibidir.Ben malumum.Yani sayısız imkanlar arasında gerçekleşmiş ve donmuş bir imkanım.Ben bir şeyim, meçhul herşeydir.Fakat… unutma ki, ben, varım; meçhul, yoktur.O , sadece olabilir,fakat olmaya bilir de! Ben bir realiteyim, o bir imkandır.Bu farkı anlamayan bir aşka sen beni inandıramazsın.

Ya aşk, ya hürriyet” demek istiyor Samim. İkisi birden olmaz. Ya gazi, ya şehit. Hakkı var. Hem tuhaf: Hürriyet içinde hürriyetin kıymeti yok.Bugün Samim benden ayrılırsa ve beni hür bıraksa, nefret ederim hürriyetimden. Paris’e gitmek bile istemem.Sahip olmadığımız şeylere….Şeylere…… Sahip olmadığımız şeyleri istiyoruz.

“Düşünüyor, mümkün müdür, henüz hiçbir hakiki ve mühim şey, görülmemiş, bilinmemiş ve yazmakla binlerce yıl geçmiş bulunsun da, binlerce yıl, tere yağlı bir dilim ekmekle bir elma yenen bir okul teneffüsü gibi kaybedilmiş olsun?

Böylece anlamıştım ki bir hiç sandığım şey, sadece benim bütün hayatım imiş. İnsan ne kadar kendini bilmiyor.                                                                        

Bu dünyada en bahtiyar ve zeki kadınlar kimlerdir, bilirmisiniz? Hiç bir sırrı olmayanlardır.