Archive for Mayıs 2010

Dörtlükler (Ömer Hayyam)


-Biz bir kukla sahnesindeyiz:
Kuklacı felek usta,Kuklalarda biz.
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bittimi oyun, sandıktayız hepimiz.

-Dedim:Artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, Hiçbir şey bildiğim yok.

-ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!

-Leyla isteyen kişi Mecnun olmalı;
Kendinden de dünyasından da geçmeli
Sevenlerin sofrasına çağrılınca
Ben körüm, Ben dilsizim demeli.

-Gözüm kör ,değilsen, bunca mezarı gör;
Dünyayı saran yalan dolanları gör;
Kıralallar, Padişahlar çürüyüp gitmiş:
Ela gözelirine kurt dolanları gör!

-Yarım somunun var mı? Bir ufak da evin?
Kimselerin kulu kölesi değilmisin?
Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya?
Keyfine bak: En hoş dünyası olan sensin.

-Nerde yüreği tertemiz uyanık insan?
Nerde güzel düşünceler ardında koşan?
Herkes kendi kafasının kulu kölesi:
Hani Tanırının kulu, nerde o kahraman?

-Niceleri geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.

-Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,
Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;
Bir an geçmek istiyoruz kendimizden:
İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden.

-Biliyorum varlığın, yokluğun iç yüzünü;
Yükselmenin de, alçalmanın da içyüzünü;
Ne çıkar öte yanını da bilsem feleğin:
Bezmişim bilgiden, atmışım her türlüsünü.

-Dedim ben artık bu kızıl şarabı içemem;
Üzümün kanıymış bu, Ben kan dökmek istemem.
Gün görmüş aklım şaşırdı: Sahimi? dedi;
Yok canım, dedim; şaka, ben nasıl içmem!

-Şu testi de benim gibi biriydi;
O da bir güzele vurgun, dertliydi.
Kim bilir, belki boynundaki kulp
Bir sevgilinin bem beyaz eliydi.

-Camiye gittim, ama Allah bilir niye:
Ne namaz kılmaya, Ne dua etmeye.
Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:
O eskidi gittim yenisini yürütmeye.

-Sabah Doldu göklere mavi mavi;
Doldur ışık döker gibi, kaseyi!
Acı olmasına acıdır şarap:
Ama gerçek acıdır demezlermi?

Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi elalem!

-Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değilmiyiz.

-Hak er geç cimrilerin hakkından gelir;
Cehennem ateşleri onlar içindir.
Ne der, dili inciler saçan Muhammed:
Cömert gavur cimri müslümandan iyidir.

-Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Öyleyken , ne tuhaftır, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler
.

-İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tesbih, post, seccade güzel:
Ama Tanrı kanarmı bunlara?

-Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.

-Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
Haberim olmasın gelen dertten başıma.