Archive for Haziran 2010

Madame Bovary (Gustave Flaubert)


      Bu kitap hakkında kendi fikirlerimin objektif olamayacağı kanısındayım.Çünkü evlilik ve çocuk konusunda aşırı duygusalım.Hatta bu konuda bir takım insanları
üzmüş, ağlatmış biriyim.Bu yüzden kimseyi kırmamak için kendi düşüncelerimi ön plana çıkarmamaya çalışacağım.Bu yüzden Nurullah Ataç’ın kitabın başındaki yazısının bir kısmını bire bir yazıyorum..Bununla beraber kendimde birkeç şey yazacağım.
         kitaptan hoşuma giden iki yerin altını çizmişim aktarıyorum;
-Lêon, ümidini kaybetmiyordu, içinde hayali dallara asılı bir altın yemiş gibi sallanan bir belirsiz vaat vardı.
-Zaten, kibar muhitten bir kadın, evli bir kadın, hasılı gerçek bir metres değilmiydi?

        Charles:Emmanın kocası, Lêon:Emmanın aşık olduğu adam, Rodolphe:Emmanı aşık olduğu başka bi adam..
        Kitabı şöle kısaca özetlersem; Charles ilk eşini kaybetmiş bir doktordur.Bir hastasının kızı olan Emma ile tanışırlar.Emma ondan hoşlanır sonra Charles
ile evlenirler, Emma bu evllikten mutsuzdur.Bu evlilikten birde kızları olur.Emma arzuları olan bir kadındır, sürekli yeni erkeklerle tanışıp birgün onu
mutulu edecek olan bir erkek araryışı içindedir.İlk önce Radolphe onu baştan çıkarır, gerçi Emma zaten tavdır.Gizli bir aşk yaşarlar, Rodolphe onu metres olarak
kullanır ve sonunda Beraber kaçacakları gün Rodolphe onu yüzüstü bırakır.Emma yıkılır, bu arada Charles’ın hiç bir şeyden haberi yoktur karısına adeta
tapmaktadır ve ona sonsuz bir güven beslmektedir.Emmma daha sonra eskiden çok hoşlandığı Lêon ile tekrar bir araya gelir ve bu defa Lêon ile metres hayatı
yaşar.Bu hayat Emmaya çok pahalıya mal olur, sonunda borç batağına düşer.Beraber olduğu hiç bir erkek ona yardım etmez.Emma ne yapacağını bilemez eve haciz gelmek üzeredir,Charles’ın herşeyi öğrenmesinden korkan Emma sonunda arsenikle kendini zehirler ve ölür.Charles yıkılır.Haftalar sonra Emmanın gizli aşklarıyla olan mektuplarını bulur ve birkez daha yıkılır, bir sabah küçük kızı onu yemeğe çağırı, fakat hiç hareket etmez bunun üzerine kızı ona vurur ve Charles yere yığılır, Charles ölmüştür Hemde hiçbir sebep yokken…

           Söylediğim bir laf vardır herkes hakettiğini bulur diye merak ediyorum Charles bunu hakedecek ne yaptı?Emmma bunu haketti bence..Hayat bir kumarsa kumarda aç gözlülük sonu getirir.Her kadın her zaman daha yakışıklısını daha daha iyisini, daha karizmatiğini,daha paralısını bulabilir.Keza aynı duurm erkekler içinde geçerlidir.Fakat daha iyisini araynlar sonunda hiç birşeyi bulamayacaklardır.Göryorum ki Emma yanlızca masada kaybetmemiş hayatınıda kaybetmiş..
             Yorum yapmayacağız dedik ama galiba yine yaptık.

                     Neyse birde Nurullah beyin kitap hakkındaki yazısını okuyun.Benimki taraflı olabilir..
          Saygılarımla   Erdinç Kuruoğlu

 Madam Bovary tarihi sahneleri canlandırmaya değil, gözünün önünde geçen hayatı, yaşayan tipleri tespite çalışan Flaubert’in eseridir.(Flaubert: kitabın yazarı).Asıl ününü sağlayan da belki bu kitabıdır.Asabi, hatta hastalıklı bir sanatkâr olan Flaubert,İnsanların özellikle budalalıklarını seyretmekten, bunlarla kendini zehirlemekten hoşlanırmış.Madame Bovary’de dünyanın en unutulmaz budalalarını betimlemiştir.Fakat kitabın asıl konusu bu değildir:Madame Bovary, kendini ,İçinde yaşadığı çevreden üstün gören,kocasıyla geçirdiği silik hayattan nefret edip daha ince bir yaşam isteğiyle kendini birtakım kuklalara, taşra çapkınlarına kaptıran kadının hikayesidir.
             (Bu paragrafı çıkarmaya gönlüm razı olmadı,Bire bir aktarıyorum)
 Gustave Flaubert en titiz sanatkârlandandır.Her cümlesi üzerine saatlerce, günlerce çalıştığı söylenir.Böyle bir yazarın eserini çevirmeye kalkmanın bir kendini bilmezlik olduğunu bilirim, ne kadar uğraşsam Madame Bovary çevirisine aslındaki güzellikleri veremem. Fakat yine de bu romanın çevrilmesi
gerektiği kanısındayım.
             Hiç bir büyük eser birdefada kusursuz olarak çevrilemez.Benim çevirimde bulunacak kusurlar, Gustave flaubert’i sevenleri, o romanı yeniden çevirmeye özendirirse, bu benim için en güzel ödül olur
.
                                                                                                                                              Nurullah Ataç.

Ateş, Taş, Toprak Üstüne…(İlhan Selçuk 24 temmuz 1998)


Bir bayram sabahı Bayazidi Bistami Hamam gitmiş, yıkanıp çıkmış, sokakta yürürken bir evden bistami2nin başına kazayla bir leğen külü dökmüşler…
Bistami ellerini önce yüzüne sürmüş, sonrada havaya kaldırıp şükretmiş:
-allahım, demiş, bu günahkkâr kulun ateşe layık, ama başına kül deöküyorsun…
                                                 ****
itfaiye neferi ölmüş.
Göğün yedinci katına çıkmış…
Nereye gidecek?..
cennete mş cehenneme mi?..;yalvarmaya başlamış:
-allahım sakın beni cehenneme atma!..Ateşten korkmam, söndüremiyorum diye üzülrüm…
                                                 ****
Bektaşi Babası yıkanmaktan kaçınırmış…
Sormuşlar:
-neden?..
Baba Erenler:
-Allah, demiş, insanı topraktan yarattı, su ile pek oynamaya gelmez.
                                                 ****
Herifin işi gücü ona buna çamurlaşmakmış, bir büyüğü öğüt vermiş:
-Sonunda nasıl olsa toprak olacaksın, yaşarken neden çamurlaşıyorsun?..
                                                 ****
Adam çok sabırsızdı, fikirlerini hemen hayata geçirmek isterdi…
Bir dostu öğüt verdi:
-İyi yemek, yavaş ateşte pişer!.. 
                                                 ****
Ateş böceğine sordular:
-Gündüzleri neden ışık vermiyorsun?..
Dile geldi:
-Onu bana değil, güneşe sorun!..
                                                 ****
Ateşe tapanların ülkesinde yangın nasıl algılanırdı?..
Sevinç mi yaratırdı?..
Birisi dedi  ki:
-Ateş, ateşe tapanıda yakar!..
                                                 ****
holding babası hastalanmış, çevresi çok üzgünmüş, yakınlarından birisi demiş ki:
-Beyefendinin gözü toprağa bakıyor…
Adamı iyi tanıyan bir dostu sormuş:
-Yine kimin toprağına göz dikti?..
                                                 ****
Rezil, uğursuz, rüşvetçi, üçkağıtçı politikacı ölmüş; cenazesi toprağa verilmiş…
aradan zaman geçince bir baba dostu, politikacının oğluna sormuş:
-Peder merhumun mezarına taş diktinizmi?..
Oğul sırıtmış:
-Taş dikmedim, ama, taş çıkartıyorum…

           Yorum: Sevgili İlhan Selçuğu sevmem, biçok makaleyede körü körüne bağlanmam ama doğruya doğru derken de adını eğriye çıkarmam.. 

                                         Saygılarımla Erdinç Kuruoğlu
           

Sözcüklerin Bittiği Yerdeyim (Hikmet Çetinkaya)



Sözcüklerin Bittiği Yerdeyim…
Susarak anlatabilir insan…Sustuğunda gözlerini konuşturur.Şiiri, öyküyü, aşkıi, sevdayı, umudu, acıyı, hüznü…Savaşları, kıymları, mahpusları, hıyanetleri…Barışı, kavgayı, kardeşliği…Çocukların gözlerinde yitip gitmiştir anılar…Ve sesiz sözcükler.
Gazzede atılan misket bombaları ölüm demektir. İnsani yardım kuruluşlarına çoluk-çocuk demeden saldıran, onları öldüren İsrail terörist bir devlettir.
       Filistin’in enbüyük şairi Mahmut Derviş’i tanırmısınız? Derviş, eğer yaşasydı(2008’de yaşamını yitirdi) bugün 69 yaşında olacaktı.Doğduğu köy israil işgaline uğradığındayedi yaşındaydı.Ailesiyle birlikte 1948’de Lübnan’a göç etti…
       Yaşamı boyunca şiirleri ve yazdıklarından ötürüpekçok kez tutuklandı, hapiste yattı: uzun yıllar sürgünde yaşadı…
Şiirlerinde Fİlistin halkının direnişini, acılarını, hüzünlerini, umutlarunı lirik bir dille anlattı.Filistin tarihinin derinliğini ben onun yazılarından ve şiirlerinden öğrendim…
        Metin Fındıkçı, Mahmut Derviş’in son yedi şiir kitabının Arapça asıllarından Türkçeleştirdiği bir derleme yaptı “Yalnızlık Yenilemeden Kendini” (Can Yayınları).
        Bugün köşemi onun şiirlerine ayırdım, İsrail askerşlerince acımasızca katledilen insanlarımızın anısına…
*******************
“Hurmaların örgülü dallarına astılar beni,
Kestiler beni…. hurmalarla kardeş yaparak!
…….
Bu toprak benim ve burada çok eskiyim.
İnanların istediği gibi iç yağını süzdüm.
Hikayeden bir bağı yoktur vatanımın,
Anısı yoktur, akrabalarının ekini değil.
Vatanım garip bir hüzün öfkesinde,
Vatanım bayram ve kabul ister.
……..
Hapishane duvarına vurur rüzgar,
içinde yaşlıların ve ekinlerin ağladığı
Bu toprak kemiğinin derisidir.
Ve kalbimin…
Çayırda hurma ağaçları gibi uçarım.
…….
Hurmaların örgülü dallarına astılar beni,
Kestiler beni hurmalarla kardeş yaparak”
*******************
Derbiş’in çok sevdiğim “Yeryüzü Bizimle Daralır” şiir:
   “Yeryüzü bizimle daralır.
Ahretin mahşerinden geçirirler bizi,
geçebilmek için organlarımızı
büzüştürürüz, yeryüzü bizi sıkıştırır.
Ah keşke yeniden doğsak
yaşayıp ölmek için.
Ey bize düşmanlık besleyen ve bağışlayan.
Keşke kayaya vuran sular düşümüzün aynasını taşısa.
Son saldırıda can çekişen ruhumuzla
katilin iki yüzünü gördük,
çocuklarımızın bayramında
bizleri ağlatan.Çocukluğumuzu boğan iki yüzü gördük,
bu ahretin boşluğundaki pencerede.
    Yıldızlarımızı okşayan aynada.
Ahretin sınırlarından
sonra nereye gideceğimizi sorduk.
Ahretin göklerinden sonra nerede uçacak kuşlar,
bitkiler nerede uyuyacak ahretin havasından sonra?
    Buharla yazacağız adımızı, kırmızıyla renklendirilmiş
etimizi bağlayan marşın ellerini keseceğiz,
burada öleceğiz. Buradan ahrete geçerken.
    Burada zeytin ağacını dikeceğiz…
kanımızla sulayacağız”
    Garip sözcüklerin derinliğine iniyorum Mahmut Dervişin dizelerini okurken …Açık pencerelerde parlıyor ışıklar…Çocuklar ağlıyor, gençler denizin üzerine düşen yıldızları görmüyor Gazze’de…
Toprağa veriliyor şehitlerimiz…Gece defterine anılar yazılıyor sınır boylarında…Hüznün tam orta yerindeyim ve suskunum!
**********************
Geceden sonra bir haziran sabahında, gök nöbetçisinden kurtardın deniz yolunu sevgili Mahmut Derviş…
    Ve sen sormaya devam et …”Özgürlüğüm, şimdi söyle bana ben kimim? Bu geceden , bu kanlı baskından, emperyalizimden sonra ben kimim?”
Benimde yüreğim Filistinde sıkılmış bir yumruk gibi…Binlerce aç çocuğu, hasta insanları düşünüyorum…
sende ağlıyorsun usul usul…Kimseler duymuyor sesini , çığlığını, kimseler paylaşmıyoracını, hüznünü! Arap halkları susuyor…Sen yanlızlığını içine gömüyorsun.
*****************
Bense acıların ve hüzünlerin içindeyim bu sabah….
İskenderun’da altı şehidimiz, yedi yaralı askerimiz.Bir ay içinde 23 şehit, 33 yaralı verdik…
    Bitsin artık bu kirli savaş…Bitsin gözyaşı, akmasın kan, çocuklarımızın yarınları için….
Cumhuriyet gazetesi 02.06.2010 Hikmet Çetinkaya köşe yazısı…

                     Yorum:Cumhuriyeti okurken zaten köşe yazılarını okurum fakat çoğunu beğenmem muhalefet ederim kabul etmem hele hele İlhan Selçukla hiç anlaşamayız.Fakat güzel insana makaleler çok şey katıyor, bazen bi kitaptan daha değerli olduklarını görüyorum.Birde Cumhuriyetin yazarları gerçekten iyi diğer gazetelerin köşe yazılarıda iyi tabiki ama cumhuriyet başka…
Aslında bi makaleyi buraya koymak hiç aklımda yoktu, bugünkü yazı hoşuma gitti…Gecenin bu saatinde kütüphaneden gelmiş olan ben, yorgun argın bu sayfaları buraya yazmak daha da harab etti beni, umarım değer…

                                             Saygılarımla; Erdinç Kuruoğlu